24 Aralık 2015 Perşembe

Beyaz Geceler

   "Böylesine güzel bir gökyüzünün altında gerçekten kötü niyetli insanlar da yaşayabilir mi?" diye soruyor Dostoyevski. St. Petersburg sokaklarının güzelliğine güzellik katan bir uzun öykü. Herkes ana karakterde kendinden bir parça bulabilir. Zira kitabı kendimle o kadar özleştirmişim ki, bittiğinde kendime gelmem biraz zaman aldı.

     Kitap; isimsiz bir hayalperestin Nastenka isimli bir genç kızla olan 4 gece 1 gündüzlük hikayesini anlatıyor. Hayalperestimiz bu güne kadar hiç arkadaş edinememiş, bir kızla iletişime geçememiş asosyal bir tip. Bundan dolayıdır ki gördüğü ilk kıza aşık olmuştur. Kızın ona olan hislerinin arkadaşlık boyutunda olduğu için de bu hislerini bastırmış ve kızın sevdiği adama kavuşabilmesi için ona yardım etmiştir. Sevdiği kız mutlu olsun diye kendi mutluluğundan fedakarlık etmiştir. Kendi duygularını bastırmıştır. Acaba Nastenka'ya bu konuda yardım ederken içi ne kadar da kanamıştır. Kim bilir. 

    "Yoksa O, Bir Anlık da olsa, senin gönlüne yakın olsun diye mi yaratıldı." Evet, kesinlikle öyle. Bu duyguyu yaşamayan yoktur herhalde. Bu duygu kitaptan okuyucuya o kadar güzel bir şekilde geçiyor ki zaten. Duygulanmamak elde değil. Ve insan kendi hayal dünyasına kapılır. Kendi yaşantısını gözden geçirir. O yaşanan bir anlık mutluluğun bir ömre bedel olduğu gerçeği suratına çarpıyor insanın. Elini tutuşu, size gülüşü, size parlayan gözleriyle bakışı. Fakat neden hikaye böyle bitti ki? İsyan etmek elde değil. Gerçekten saf bir şekilde içinde sevgi besleyen adama karşı neden dünyanın her yerinde böyle muamele var ki. 19. yüzyıl Rusya'sınden beri bu durumda bir değişiklik yok maalesef. 


''Ah Tanrım ne uzun bir zaman dilimidir insan ömründe bir anlık mutluluk. Sırf bunun için bir ömür yaşamaya değmez mi?''

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Marvel Evreni vs DC Evreni

  Ant-Man'in bu hafta vizyona girmesi, Marvel'in geçenlerde evrenin 3. aşamasını oluşturacak tüm filmlerin vizyon tarihini açıklaması ve DC'nin kendi evrenini oluşturacak parçaları açıklaması ile bu kıyaslamaları bugünlerde daha fazla duyacağız muhtemelen. Şu an için Marvel'in ciddi bir üstünlüğü bulunsa da DC'nin bu üstünlüğü kıracak potansiyeli oldukça fazla. ki bu konuda da ciddi adımlar atıldı. Neredeyse vizyon tarihine bir yıl falan olmasına rağmen Suicide Squad ve Batman vs Superman fragmanları yayınlandı ve rakibine güzel bir gözdağı verildi. Bu savaştan kim galip çıkar bilmiyorum ama çizgiromanseverler ve sinemaseverler bana mutlu gibi bu olay karşısında.

Marvel Evreni

    Marvel Evreni'nin inşası uzun bir süredir devam ediyor. Burada amaç önce karakterleri tanıtan solo filmler çekmek ve daha sonra hepsini bir arada gösteren filmler göstermek. Bu kastettiğim şey sadece Yenilmezler filmiyle alakalı değil. Yani bir Marvel karakterine ait solo filmde başka bir Marvel karakterini görmemiz anlamına da geliyor. Sadece iyi adam değil kötü adam da elbette. Son olarak vizyona giren Ant-Man filminde Yenilmezler ekibinden Falcon'u gördük ve sık sık konu Marvel evreninden diğer karakterlere de geldi.

   Evrenin inşası son aşamasına geldi. Hangi filmler bu evrene ait hangileri değil burası önemli. Iron Man serisinin ilk filmi evrenin ilk filmi olarak kabul ediliyor. Buradan da başlayarak yavaş yavaş filmler geliyor. Marvel'in son açıkladığı filmlerle birlikte evrenin üçüncü aşamasını bitirmiş olacağız. Burada önemli olan ikinci konu ise Marvel'a ait olan bazı karakterlerin sinema haklarının başka şirketlere satılmış olması. Marvel ekonomik sıkıntı içerisindeyken önemli karakterlerini satmak durumunda kalmış. Şimdi ise kafasını duvarlara vuruyor elbetti. Spiderman Sony şirketine aitken, Fantastic Four'un ve X-Man'in sinema hakları Fox şirketine ait. Marvel filmlerinde bu serilere ait karakterleri kullanamıyor ve bahsedemiyor. Aynı şey karşı taraf için de geçerli. Ama geçtiğimiz aylarda Marvel ve Sony anlaşarak Spiderman'i Marvel Evreni'ne dahil etti. İlk olarak Captain America: Civil War ile Spiderman Marvel evrenine dahil olacak ve bu filmden sonra da yeni bir solo filmi çekilecek.

   Marvel Sinematik Evreni ilk olarak Iron Man filmiyle başlıyor. Ondan önce yayınlanan filmler bu evrene dahil değil tabii. Filmleri izlerken bu sıraya göre izlemenin de faydası var. Yukarıda bahsettiğim gibi hakları Sony ve Fox'ta bulunan filmler bu evrene dahil değiller. Aşağıdaki görselde hangi film kime ait gösterilmekte.



   Marvel'ın yeni filmleri büyük bir heyecan yarattı herkeste. Solo filmlerde yeni karakterlere yer açıldığını ve bunları da yeni Avengers filmlerinde göreceğimizi biliyoruz artık. Hiç popüler olmamasına rağmen evren için önemli olan Galaksinin Koruyucuları filminin bile gişeden büyük başarıyla çıkması hem ikinci film için hem de yeni sinema filmleri için Marvel'ın elini güçlendirdi. Captain Marvel, Inhumans, Dactor Strange ve Black Panter sinemada ilk kez göreceğimiz karakterler olacak.


DC Evreni

   Marvel'in önemli atağından sonra DC biraz geri planda kaldı. Marvel'ın Disney tarafından satın alınması ve yapılan filmlerin önemli getirilerle sonuçlanması ellerini bollaştırdı ve bol bol film yaptılar. DC ise bu aşamada biraz sessiz kaldı tabii. Öncelikle kendileri dizilere ağırlık verdiler ve beklenen ilgiyi gördüler. Daha sonra ise DC Sinematik Evreni'nin parçalarını oluşturacak filmlerin listesini yayınladılar. Batman vs Superman ve Suicide Squad'ın vizyon tarihine daha çok zaman varken fragmanlarının yayınlanması onlar adına bir gövde gösterisiydi.

                                        

   DC; Marvel'dan farklı olarak önce karakterlerinin bir arada olduğu filmler yayınlayacak ve daha sonra solo filmler çekecek. Zira önce solo filmler çekilmek istense bu zaman olarak baya uzun süreceğinden böyle bir yol izlenmiş. Ve bence bu konuda başarıyla çıkabilirler de. DC evrenin ilk filmi Man of Steel. Yani sadece tek bir film izledik daha. Bundan önce çekilen Superman filmleri, Batman filmleri, Green Lantern gibi  birçok film evrene dahil edilmedi. Açıklanan filmlere bakınca yeni bir Batman solo filmi çekilmesi ise düşünülmediği görülüyor. Batman vs Superman filminin yayınlanan fragmanına bakınca Bruce Weyne'in ailesinin ölümünün de filmde işlendiği görülüyor. Yani o açık burada kapatılacak sanırım. Sonrasında ise iki bölümlük Justice League vizyona görecek. Burada da DC'nin karakterlerini bir arada görme imkanına sahip olacağız.

   Diğer DC filmlerine bakacak olursak eğer Suicide Squad gibi bence efsane olmaya aday bir film geliyor 2016'da. Yeni Joker görücüye çıkacak bu filmle birlikte. Ve onun kadar psikopat olan Harley Quinn. Wonder Woman, The Flash, Aquaman, Shazam, Cyborg ve Green Lantern açıklanan diğer DC filmleri.

  Sonuç olarak hangisi bu savaştan galip çıkar bilmiyorum ama bu durum bizleri fazlasıyla heyecanladırmakta. Artık bekleyip göreceğiz sadece.

Marvel Sinematik Evreni İzleme Sırası

Seri filmleri izlerken hangi sırayla izlemek gerektiği önemli bir konu haline geliyor. Star Wars'u 1. filmden başlayarak izlemenin yanlışlığı gibi sonuçlar çıkabilir. Marvel Sinema Evreni'nin izleme sırasını paylaşmak istedim. Ek bir bilgi: X-Man, Fantastic Four ve Spiderman'in sinema hakları Marvel'da olmadığı için sinema evrenine dahil değiller. Bu sebeple o seriler aşağıdakilerden bağımsız. Onları yayınlanma sırasını takip etmeni size kolaylık sağlayabilir.

Aşama 1

Iron Man (2008)
The İncredible Hulk (2008)
Iron Man 2 (2010)
Thor (2011)
Captain America: The First Avenger (2011)
The Avengers (2012)

Aşama 2

Iron Man 3 (2013)
Thor: The Dark Word (2013)
Captain Amrica: The Winter Soldier (2014)
Guardians of the Galaxy (2014)
Avengers: Age of Ultron (2015)

Aşama 3

Ant-Man (2015)
Captain America: Civil War (2016)
Doctor Strange (2016)
Guardians of the Galaxy 2 (2017)
Thor: Regnarok (2017)
Black Panter (2018)
Avengers: The Infinity War - Part 1 (2018)
Captain Marvel (2018)
Inhumans (2019)
Avengers: The Infinity War - Part 2 (2019)

3 Haziran 2015 Çarşamba

Karakterin Adı: Basketbol

   Basketbol şubesine bu sezon neler desek az kalır aslında. Karakterin, mücadelenin, ruhun birer örneğini gösterdiler bizlere  sahada. Yıldız oyuncuları kaybettik yeri geldi, hiç para ödenmedi  bazen de. Kendi cebinden benzin parası verip maça giden Engelsiz Aslanlar'ı da yazdı tarih elbet. Rotasyonsuz bir şekilde milyonlarca euroluk takımlara karşı dimdik durdu bu takım. Nolursa olsun bu sene asla unutulmayacak elbette.

    Ergin Ataman, Ekrem Memnun ve Sedat İncesu bu sezon gerçekten büyük bir karakter koydu sahaya. Sadece onlar değil tabi oyuncular da aynı şekilde. Özellikle de Sinan Güler. Onu asla ama asla unutmayacağım artık. Artık herkes yüreğinin bir tarafına kazıdı bu ismi. Yüreği kendinden büyük adam; Sinan Güler. Takımın lideri oldu, son topu o kullandı, kafasına bir sürü dikiş atıldı ama yine de çıktı aslanlar gibi oynadı. Bu taraftar asla unutmaz seni Sinan Güler.

         

    Ergin Ataman'ı fazla sevmem bilen bilir. Ama bu sene bütün zorluklara karşı dik durmayı becerebilmiş olması her babayiğidin harcı değildir. Kızılyıldız deplasmanından galibiyetle çıkmış olması bile büyük bir olaydır elbette. Sezon başı kurulan takımla sezonu bitiren takım arasında dağlar kadar fark vardı. Ama hoca yine de yılmadı ve takımı bir şekilde ayakta tutmayı başardı. Teşekkürler Koç.

        

    Ekrem Memnun son euroleague şampiyonu hoca apoletiyle sezona başlamış olsa da bütçe konusundaki sıkıntılar onu da baya etkiledi. Takımın en iyilerinden Alba gitti elimizden önce. Işıl Alben de gitti sonra. İşin en kötü yanı ise; aldığımız oyuncular aynı verimlilikle oynamadı maalesef. Euroleague'de beklediğimiz başarıyı görememiş olsak da, TKBL'i tekrar şampiyon bitiren takım büyük bir alkışı hakediyor herhalde.

         

   Sedat İncesu ve öğrencileri bu sene de alışılagelmiş şekildeydi elbette. Önlerine geleni yeniyorlardı. Galatasaray'ın en özel takımı olan Engelsiz Aslanlar'ı asla yalnız bırakmak olmazdı elbette. Elimizden geldiğince maçlara gittik, deplasmanlar yaptık, pankartlar boyadık. Hepsi bu güzel ve inanç dolu olan takım için. Hepsi Galatasaray'ın gerçek ruhu için.

   Önümüzdeki sezon çok daha iyi olacağına olan inancım tam. Sesimizi kısacağımız diğer maçlarda görüşmek üzere.

28 Mayıs 2015 Perşembe

Limonata

   Kötü yol filmi izlememiş olmanın verdiği güven, Ali Atay'ın ilk yönetmenlik tecrübesinin olmasının verdiği tedirginlik vardı içimde filmi izlemeden önce. Tabii ki  de yol filmleriyle alakalı olan düşüncem ağır basmıştı filmden önce. Beraber izlediğim arkadaşıma filmi beğendirme kaygımı da saymalıyım herhalde. Sonunda ise her şeyi bir kanara bırakıp son dönemde izlediğim en iyi Türk yapımı filmi alkışlamak var elbette.

          

  Hüzünün içinden çıkan bir komediyi buluyorsunuz filmde. Komedi kısmı o kadar doğal duruyor ki film içerisinde; normalde komik gelmeyen bazı sahneler dahi çok büyük kahkahalar attırıyor insana. Bir filme bu denli gülmeyeli baya baya bir zaman oluşu da içimdeki o birikmişliği dışarı vurdu elbette. Filmdeki güzel göndermeler, ilginç detaylar ve çok güzel diyaloglar güzel bir bütün oluşturuyor. Tekerlekçi sahnesindeki adamın Ciguli olduğu öğrenince de bir gülümseme kaplıyor tabi beni.

         

  Filmin en sevdiğim sahnelerinden birisi de; Serkan Keskin'in otogarda kızla konuşurken şampiyon olduk demesi ve kızın "hiç duymadık, Galatasaray geçen sene şampiyon olduğunda baya kutlanmıştı burada" dediği sahne. İlk izlediğim seferde baya gülsem de bu sahneye, üzerinde düşününce güzel anlamlar buluyorum kendime.

         

   Ali Atay ve Ertan Sabah'ın beraber yazdığı bu film, bir babanın son isteğini ve babasız bir adamın yaşadıklarını yansıtıyor bizlere. Duygunun karşı tarafa geçmesi konusunda son derece başarılı olan bu filme benden 8/10 puan.

"Blood is not lemonade"

26 Mayıs 2015 Salı

ŞAMPİYON GALATASARAY

   Bayraklar fora, herkes bağırsın ulan ŞAMPİYON GALATASARAY diye.


21 Nisan 2015 Salı

Nükleere Hayır

  Nükleer santrallere karşı olmanın muhaliflikle alakası olduğunu düşünen insanların yaşadığı bir dönemdeyiz. Ama bunla karşı olmak için insan olmak yeterli olacaktır benim için. Neden nükleer santral yapılıyor? Neden nükleer enerjiye ihtiyacımız var? Neden bu konuda insanlara kulaklarımızı kapatıyoruz? Neden başkalarının da isteklerini önemsemiyoruz? Neden, neden, neden, neden?
                   
          


   Öncelikle nükleer enerjiye ihtiyacımız var mı sorusuna gelelim. Bunun cevabı koca bir hiç. Tam kapasite çalıştığında Türkiye'nin mevcut elektrik ihtiyacının %5-6'sını karşılayacak olan bir santral bu. Yani oraya ayrılan kaynağa ve alınan riske değecek bir yüzde değil maalesef bu. Bu kadar küçük bir değer için bu riske girmenin mantığını öğrenmek istiyorum gerçekten de. O bölgede yaşayan insanların hayatını riske atmanın mantığı nedir? Çukurova, Mersin, Antalya gibi tarım bölgelerinin olası bir felakette kullanılamayacağını bilmiyorlar mı peki? Haa derseniz ki tüm önlemler alınmıştı falan eyvallah derim. Japonya da tüm önlemlerini almıştı. Ayrıca insanın olduğu yerde %100'den bahsetmek imkansızdır. Ki biz Japonya değiliz, bilimdeki ve sanayideki durumumuz ortada. Nükleer santral için gerekli bilgiyi ve deneyimi ithal ediyoruz. Bu ithal deneyim ve bilgi insanı daha da korkutuyor.


   Nükleer enerjiye karşı olan kişiler Türkiye'nin gelişmesine ve büyümesine karşı olan insanlarmış. Elektrik faturaları incelecek ve ayrıca enerjide dışa bağımlılık sona erecekmiş gibi iddialar var bir de. İşte en çok da ben buna gülüyorum. Öncelikle yukarıda dediğim gibi tam kapasite çalıştığında Türkiye'nin mevcut elektrik  ihtiyacının %6'sını karşılayacak bu santral. Yani bu enerjiyle Türkiye çok çok ileri gidecek öyle mi? Bu enerji ile dışa bağımlılık sona erecek ve elektrik faturaları azalacak öyle mi? Ben buna gülerim işte. Ayrıca bu konuda bilgiyi ithal ediyoruz. Dışa bağımlılık? Uranyumu ithal ediyoruz. Dışa bağımlılık? Nükleer atıkları da satacağız muhtemelen para vererek. Dışa bağımlılık?

         

   Dünya yenilenebilir enerjilere geçerken neden bu biz olmayalım ki? Söz konusu santrallerde üretilecek elektrik; rüzgar ve güneşle üretilenden fiyat olarak çok daha farklı olmayacak gibi. Peki neden biz bu kadar riski alıyoruz hala merak ediyorum ben. Ülkemiz yeterince güneş almıyormuş diyenler de Almanya'ya bakmalı bence. Almanya tropik bölgede de bizim mi haberimiz yok acaba?


    Uzun lafın kısası, nolursa olsun bu nükleer santrale karşıyım. Reklamlarındaki gibi güler yüzlü çocukları göremiyorum çünkü ben gelecekte.

23 Mart 2015 Pazartesi

Yalovadayız

  Her sene bir hevesle beklediğimiz Yalova deplasmanı geldi yine. Artık gelenek oldu ve gitmemek olmazdı. Yanımda kimse olmasa da, vapur saatlerinden dolayı saatlerce tek başıma gezmek zorunda olsam da gitmek zorundaydım buraya.
Yalova çok güzel bir şehir. Baharın geldiğini burada anladım. İstanbul'un soğuğundan çıkıp sıcacık Yalova'ya gitmek, o güzel sahilde gezip dolaşmak, denizi izlemek falan insana mutluluk veriyor. Kulaklığını takıp sahilde gezmek gibisi yok.




  Yalova deplasmanı herkes için özel bir yer. Marmara bölgesindeki herkes bu deplasmanı bekler durur. Yine birçok şehirden çok sağlam şekilde Yalova'ya akın etmiş herkes. Takımı orada yalnız bırakmak asla yakışmazdı bize. Her sene olduğu gibi Yalovalı(!) taraftarların bazı anlamsız hareketleri ortamı germiş olsa da, Galatasaray taraftarının en sevdiğim huylarından biri olan öyle herkesi kendisine muhattap almama huyu devreye giriyor ve sadece eğlencemize bakıyoruz biz. Tabi keşke her zaman bu şekilde davranılsa. Bazen bu olaydan biraz uzaklaşsak da çoğunlukla bu şekilde davranılır.

               

  Galatasaray tribünü beste çeşitliliği açısından çok zengin bir tribün. Fakat futbol maçlarında sürekli ve uzun süreli aynı bestelerin söyleniyor oluşu insanların bunu bilmesini engelliyor. Bizim taraftarımız bile bir sürü güzel besteyi bilmiyor bu yüzden. Fakat besteler tribünde öğrenilir, youtebe'da değil. İşte tam olarak yine böyle bir maç oldu. Beste çeşitliliği ile mükemmel bir tribün oldu. Bazı olaylar üzerine gösteriler zekice reaksiyonlar ve hepbir ağızdan söylenen güzel bestelerle birlikte Galatasaray tribününü yine güzelliğini yaptı bize. Bazı insanlar sadece tamamen dolu olacak maçların tribün açısından güzel geçeceğini varsayarak sadece o maçlara gitmek istiyorlar. Fakat bilmiyorlar ki taraftarın kenetlenerek yaptığı 50 kişilik tribünün hiçbir şeye değişilmeyeceğini.

                       

  Önümüzdeki seneyi de iple çekiyorum. Yeni salonun akustiği falan da mükemmel olmuş tabi. Seneye daha kalabalık ve daha güzel bir tribün bizi bekliyor.

"Da da da da da da da e e e e e e e"

9 Mart 2015 Pazartesi

Paranız Ödenir Hakkınız Ödenmez

  Futbol maçının moral bozukluğu ne kadar içimde olsa da bu başka bir olay tabi ki de. Takımın 6 kişiyle oynayacağını bilsek de, son maçların yenilgiyle dönüldüğünü bilsek de, paraların ödenmediğini bilsek de Galatasaray'a inanmaktan vazgeçmek bize asla yakışmazdı. Yine gittik İpekçi'ye yine sonuna kadar destek olduk takıma. Vazgeçmek asla ama asla bize yakışmazdı. Yenilebilirdik de ama vazgeçmek asla olmazdı. Galatasaray'ın olduğu bir maçta asla rakip takım favori olmaz dedi dimi ama?

  Mahmuti dönemi final serisi 3. maçında hissettiğim şeyleri bugün tekrardan yaşattı bu takım bana. Bu güzel duyguları tekrardan hissettim. Mahmuti'nin tezahüratlar sonrası arkasını dönüp her şey yolunda şeklinde bir el işareti yapmasını asla unutmam. İşte bugünü de asla böyle unutmayacağım. Bilet kuyruğumuza girmeniz, salonun 200 metre dışında taraftarın sesini duyup her şeyi unutmam, mağlubiyetin aklımın ucuna dahi gelmemesi, Ergin Ataman'ın salona girişi, oyuncuların inanılmaz özverileri ve muhteşem taraftar. Bu gece asla unutulmaz.

  Bütün oyucular için tek tek parantez açmak gerek ama Sinan Güler bugün sahaya öyle bir karakter koydu ki asla ama asla unutmaz onu bu taraftar. 40 dakika boyunca sakat sakat bu maçı aldıran oyuncuya yürekten teşekkürler. Bu takıma destek olmak boynumuzun borcudur. Bu yoldan dönen namerttir.

Galatasaray: 92
Fenerbahçe Ülker: 88

"PARANIZ ÖDENİR HAKKINIZ ÖDENMEZ" 

22 Şubat 2015 Pazar

Oscar 2015 Tahminleri

Oscar 2015 ödül törenine şurada saatler kala tahmin yayınlamak farz oldu. Buna göre:,

En İyi Film:  Birdman  

Boyhood'a verirlerse isyan çıkarırım yalnız. Sapına kadar Birdman'in bu ödül.
              
           

En İyi Yönetmen: Alejandro G. İnarritu (Birdman)
Bu dalda Wes Anderson ve Richard Linklater  gibi güçlü isimler olmasına rağmen ödülü İnarritu alacaktır bence. Ama gönlüm sonuna kadar Wes Anderson'dan yana.

En İyi Erkek OyuncuEddie Redmayne, (The Theory of Everything)  

Michael Keaton Birdman ile hayatının en güzel filmlerinden birini oynasa da Eddie Redmayne filmde oynamamış, adeta yaşamış rolünü. Bu sebeple ki ödülü onun alacağını düşünüyorum.

             

En iyi Kadın OyuncuJulianne Moore, (Still Alice)
Bu sene Rosamund Pike Gone Girl filmi ile adından fazlasıyla söz ettirse de Oscar'ı alabileceğini hiç sanmıyorum. Tabi ödül alsa da almasa da hakedecek kadar iyi bir oyunculuk sergilediği de es geçilemez.

             

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J.K. Simmons, (Whiplash)

Maalesef bağıra bağıra ödülü Simmons'a veriyorlar gibi. Ama bu ödülü hak eden sapına kadar Edward Norton'dır. Norton ödülü olur da alırsa eğer Taksim'de kutlama yapıyoruz. 

En İyi Yardımcı Kadın OyuncuPatricia Arquette, (Boyhood)

Bu dalda fazla güçlü aday yok zaten. Patricia Arquette bu ödülü alacaktır bence.

En İyi Özgün Senaryo: Birdman

The Grand Budapest Hotel ve Nightcrawler gibi güçlü adaylar da olsa Birdman bu ödülü alır bence. The Grand Budapest Hotel alırsa da fazlasıyla mutlu olurum tabi. 


Yabancı Dilde En İyi Film: Ida
En İyi Animasyon: How to Train Your Dragon 2
Bu dalda Lego Movie'nin hakkı acayip derecede yenmiş olsa da, ödül hak eden ikinci filme gidecektir.

En İyi Görüntü Yönetmeni: Birdman
Filmin inanılmaz tek plan çekiminin hakkı verilecektir elbette.

En İyi Kostüm TasarımıThe Grand Budapest Hotel

En İyi KurguThe Grand Budapest Hotel

En İyi Makyaj ve Saç: The Grand Budapest Hotel

En İyi Ses Miksajı: Interstellar

En İyi Ses KurgusuInterstellar

En İyi Görsel EfektInterstellar

18 Şubat 2015 Çarşamba

Birdman

           

   Inarritu'nun tam bir hayranı olduğum söylenemez ama kendilerini severim. Özellikle 21 Grams ve Amores Perros filmlerini de sevdiğimi söylemeden geçemiyeceğim. İşte filmi bunun bilincinde izledim. En sevdiğim iş olan oyuncuların oynadığı veya oynayacağı filmler arasında gezerken Edward Norton ismi altında gördüm ilk olarak filmi ve beklemeye koyuldum. Önce dayanamadım internetten izledim sonra ise tekrar gittim !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivalinde izledim. İki izleyişimde de film kendine hayran bıraktı beni. Yerimde çakılı kaldım ve filmin sonu nasıl geldi anlayamadım bile. Buradan sonra okuyacağınız şeyler bir miktar spoiler içerebilir. Eğer izlemediyseniz buradan sonrasını okumayınız lütfen. 

    Film; alt metni, göndermeleri, kurgusu, çekim tekniği, oyunculukları ve dahasıyla çok iyi gerçekten. En azından film, beklentilerimin çok da üzerindeydi. Michael Keaton filmde kendini oynuyor resmen. Geçmişinde Batman dışında ele dokunur bir film olmayan Keaton'ın Batman'i bu sefer karşımıza Birdman olarak çıkıyor. Süper kahraman filmlerine de eleştiri niteliği taşımaktadır film. Filmin finali Fight Club'a gönderme gibi dururken, Edward Norton ise Tyler Durden'i canlandırmakta adeta. Naomi Watts ise Mulholland Dr.'a devam ediyor gibi. 


    Filmin tek plan gibi çekimi muazzam gerçekten de. Kameranın sadece 1-2 kere kapanıyor oluşu mükemmel. Edward Norton ve Michael Keaton filmde üst seviye oyunculuk izletiyorlar bizlere. Edward Norton'ın kendini böyle göstereceği daha çok filmde oynaması en büyük arzum zaten. Filmin oscar 2015 ödüllerinde en iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi görüntü yönetmeni ödüllerini kimseye bırakmayacağını arzuluyorum. Alacak demesemde en azından bunu arzuluyorum.

    Son olarak Michael Keaton'ın Times Meydanında çıplak dolaştığı sahne bizzat Times Meydanında tüm insanların içinde 4 seferde çekilmiş. Tek korkuları ise insanların kameraya bakmalarıymış.



16 Şubat 2015 Pazartesi

Namuslu

   Sürekli Yeşilçam filmleri yayınlayan uydu kanallarından birinde Namuslu filmine denk geldim. Kendilerini çok sevmekle birlikte Şener Şen de benim en sevdiğim Türk oyuncudur. Göndermeleri öne çıkan, alt metni kuvvetli ve insanımızın içinden gelen, insanımızı anlatan filmleri çok severim. İşte Namuslu böyle bir film.
   Hayattaki tek övünç kaynağı namuslu yaşamak olan bir insanı konu alıyor film. Namuslu yaşamanın  namussuz yaşamaktan daha zor olduğu bir dünyada tabi. Ama bir gün banka adına taşıdığı paraları çaldırıyor. Fakat kimselere inandıramıyor. Namussuz damgası yiyor tabi haliyle ama herkesin böyle olduğu bir dünyada kimseler bunu yargılamıyor ve kendilerine pay aramaya başlıyor. Pencereden bağıra bağıra "ben hırsız değilim" dese de kimseler inanmıyor buna.
  Günümüzde de peki bu durum böyle değil midir? Namuslu filmini izleyip "aynı şu olay gibi" demediniz mi hiç? Hırsızlık olayından sonra ayakta alkışlanması, terfi ettirilmesi, sürekli cebine para sıkıştırılması, huysuz ev sahibinin evini vermesi, televizyon verilmesi, yiyecek verilmesi ve dahası. Bunların hiçbiri o istedi diye olmadı. Bu hırsızlıktan pay çıkartmak isteyen insanlar olduğu için oldu. normalde yüzüne bile bakılmayan adam, sırf hırsızlık yaptığı(ki aslında yapmadı) için kral ilan edildi. Hiçbir şeyden memnun olmayan karısı onun yüzüne gülmeye başladı.
  Bu hayatta namuslu olmak namussuz olmaktan daha zor maalesef.

"Meğer namusluymuş namussuz."

12 Şubat 2015 Perşembe

King Kong (1933)

                       

  Eski filmleri izlemeyi seviyorum. Sinemanın günümüze gelene kadarki gelişimini, eski sinema tekniklerini, filmlerin çekilirken bazı sahneler için uygulanan pratik çözümler, eski oyunculuklar ve şehirlerin eski halleri. Tim Burton'nın yönettiği Ed Wood filmini çok severim mesela. Eski film teknikleri ve bahsettiğim bu pratik çözümlerin gösterildiği çok güzel bir film. Günümüzde ise bu teknikler tamamen değişmiş ve sinema bir bilgisayar efektlerinden hallice bir hale gelmiştir.

  King Kong çekildiği dönem itibariyle baya sükse yapan ve çekim teknikleriyle ilerici bir film olmuştur. İnsanların sinemalarda üzerlerine gelen treni gördüklerinde koltuğun altına saklandıkları dönemde dev gorilli ve dinazorlu film çekmenin zorluğundan bahsediyorum. Tabi bu film aynı başarıyı gişede de gösterip döneminin en iyi ilk hafta hasılatını toplayınca, yapımcıları bu işten baya memnun kalıyor ve yapım şirketi iflastan kurtuluyor.

                        

  Film, film çekmek için gizemli bir adaya giden bir ekibi anlatıyor. Orada yaşayacakları her şeye hazırlıklı şekilde gidiliyor adaya. Ve yanlarında çok güzel bir kız ile; Ann Darrow. Ada yerlileri tarafından Kong'a verilmek üzere kaçırılan Ann, bu noktadan sonra filmin odak noktası oluyor. Kong'un Ann'e olan duygularının ortaya çıkması ve onu her kötülüğe karşı korumaya çalışması filmi etkileyici kılan yanlarından biri. Tabi işler Kong'un istediği şekilde gitmiyor ve gaz bonbasıyla bayıltılarak New York'a götürülüyor. Kong orada da aşkı için mücadeleye hazırdır tabi.





  Filmdeki Kong ve Dinazorlu sahneler stop motion tekniği kullanılarak çekilmiş. O gün koşullarında gerçekten muazzam bir iş çıkartılmıştır. Ayrıca izleyiciler düşünülerek de filmdeki bazı şiddet içerikli sahneler de çıkartılmıştır. Senaryonun ise bazı noktalarda kopuk olarak ilerlemesini ise sürenin çok daha uzamasını engellemelerine veriyorum.

                        

  Sonradan çekilen King Kong filmleriyle kıyaslanması gayet normal bu filmin. Yalnız kim ne derse desin, gerek dönemin koşulları, gerek çekim tekniği, gerekse yarattığı ambiyansa göre baya etkileyici ve güzel bir film King Kong

"Canavarı öldüren güzellikti."

9 Şubat 2015 Pazartesi

Whiplash

   The Talented Mr. Ripley'den beri bir filmde caz'a bu kadar doymamıştım. Filmdeki müzikler o kadar iyiydi ki kendinizi filmin içinde buluyorsunuz bir anda. Davulcu kardeşimizin amatörlüğünü bir kenara koyarsak eğer, güzel filmdi efendim.

                      

   Filmin kısa filmden uzun metraja çevrilmesi sanırım eleştirilerin temelindeki olay. Geçiş sürecinde aynı hikaye sadece uzatılmış gibiydi. Hikayeye derinlik katılmalıydı ama yapılmamış. Davulcu arkadaşın özellikle ailesi ve kız arkadaşıyla ilişkisi daha derinlemesine incelenseydi ortaya daha mükemmel bir şey çıkabilirdi. O kısmın hikayesi güzeldi fakat sadece hafif bir değinme yetmedi tabi. 

                      

   Sizin bir filmden beklentiniz nedir bilmiyorum ama eksiklikleri rağmen 2 saatlik güzel bir film. IMDb puanı yakında biraz düşüp 7 seviyesine gelecektir ayırca.